Türkiye'de "Parkinson" hastalığı...

Türkiye'de nüfus artışıyla birlikte, yaşlı birey sayısı da artmaktadır. Buna bağlı olarak Nöro-Dejeneratif (Parkinson, Alzheimer) hastalıklarda da artış görülmektedir. Bu da bakım sorununu beraberinde getirmektedir. Özellikle yalnız yaşayan hastalar büyük sıkıntı yaşamakta ve hareket kısıtlığı yaşayan hastalarımız ulaşım araçlarını kullanmakta zorlanmaktadırlar.

Parkinson Hasta ve Yakınları Derneği olarak katıldığımız toplantılarda halkımıza bilgi veriyor, farkındalığın artmasını sağlamak için çalışıyoruz.

Yaptığımız çalışmaların çok yararlı olduğuna inanıyoruz. Film ve dizilerde de Parkinson Hastalığı hakkında bilgi verilmesinin çok faydalı olacağını düşünüyoruz...

İletişim: parkinsonhasder@gmail.com

“Parkinson Hastalığı” için yeterli sağlık desteği var mı?

 Türkiye’deki sağlık sistemi “Parkinson” hastaları için gerekli desteği sağlıyor mu?

Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de nüfus hızla yaşlanıyor. 2030 yıllarında daha da yaşlanmış bir nüfusla karşı karşıya kalacağız. Uzmanlar yaşlılık arttıkça “Parkinson Hastalığı”nın da daha çok görüleceğini öngörüyor.

Teşhis konulduktan sonra hastaların ve yakınlarının eğitime ihtiyacı oluyor. Zaman içinde hastalarda konuşma bozukluğu oluştuğu için özellikle yalnız hastalar, anlamakta ve anlatmakta zorluk yaşıyorlar. Evde bakım hizmetleri var ama yetersiz kalabiliyor. Hastanelere ulaşım konusunda aksaklıklar yaşanabiliyor.

“Parkinson” hastalarının “donma” problemi var, hareket edemiyorlar. Yanlarında hastaya yardımcı olabilecek birilerinin olması ve yardım etmesi gerekiyor.

“Parkinson” dalgalı bir hastalık ve genç hastalarda çalışma hayatları bakımından sorun yaratabiliyor. İşverenler bir iyi, bir kötü olan çalışan istemiyorlar. Maddi sıkıntılar da eklenince psikolojileri bozuluyor. Psikolojik bozukluk hastalığın ilerlemesini kolaylaştırıyor.

Ulaşım konusunda otobüs şoförlerinin eğitilmesi çok önemli! Şoförler acele hareket ettikleri için hasta binerken ya da inerken düşme tehlikesi yaşıyor. “Parkinson” hastaları yürüme zorluğu çektikleri için kaldırımlar sorun oluyor. 

Unutmamalıyız ki herkesin insanca yaşama hakkı var. Hepimiz gelecekte neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Bir yakınımız ya da kendimiz için bu hastalık sandığımızdan yakın olabilir.

“Parkinson” hastalarını toplumdan uzaklaştırmadan hayata sarılmalarını sağlamak çok önemlidir…

 

Müzik ruhun gıdası mıdır?

Bir şarkı dinlediğimizde, bizi yıllar öncesine götüren bir duygu yaşarız hepimiz. Aslında olan şey beyin dalgalarımızın titreşmesi ve zihnimizin derin  katmanlarında harekete geçmesidir. Çünkü müzik, sadece bir ses değil beynimizin frekansına dokunan bir titreşimdir.

Bir şeye odaklanmamız, öğrenme çabamız, duygusal denge oluşturmamız hep bir titreşim diliyle gerçekleşir, yani elektriksel titreşimdir.

Beta (13-30) : Yoğun ritm, tempolu müzik; uyanıklık, kısa süreli dikkat

Alfa (8-13)    : Klasik müzik; kalıcı öğrenme, sakinlik ve odaklanma

Thta ( 4-8)    : Doğadaki sesler; hayal kurma, yaratıcılık ve derin zihin aktivitesi

Gamma (30-100) : Bilinçli farkındalık

Müzik, özellikle yavaş tempolu klasik müzik, beynin alfa dalgalarını güçlendirir, uzun süreli dikkat sağlar. Stresi azaltır, kalp ritmiyle uyumlu haldedir.

Bir melodi, ritmik tekrar yoluyla beyin sinapslarını güçlendirir. Bu sebeple müzikle öğrenilen bilgi daha kalıcı olur. Çünkü bilgi sadece düşünceyle değil, duyguyla da zihne yerleşir. Müziği hatırlamak her zaman daha kolay olmuştur.

Elbette ki müzik "Parkinson Hastaları" için de vazgeçilmez olmalı...